Bilgi, Ağ Toplumu ve Türkiye

BİLGİ, AĞ TOPLUMU VE TÜRKİYE

Bir önceki Bilgi ve Ağ Toplumu isimli yazımızda insan ve toplumların özüne kadar inen bilgi ve bilgi teknolojilerinin bireyler ve devletlerin hem yapısını hızlı bir şekilde değiştirerek risk ve belirsizliği arttırdığı, hem de teknolojinin gelişimi yönünde evirilmesine neden olduğu belirtilerek gerekli esneği gösteremeyen ve örgütsel yapıları oluşturamayan, vatandaş ve/veya insan kaynaklarını yeterli bilgi, beceri ve tutumlarını geliştiremeyen ülke ve toplumların başarılı olamayacağını belirtmiştik.

Ülkemize dijital çağ penceresinden bakılınca, bireylerimiz ve toplumumuzun yeni yüzyılın rekabet koşullarına uyum sağlayarak başarılı olabilmesi için hem gerekli kültürel değişim ve dönüşüm sürecini tamamlayarak teknolojik ve üretim bazlı alt yapı yatırımlarını yapamadığımızı, hem de vatandaş ve/veya insan kaynaklarına gerekli olan bilgi ve becerileri kazandıramadığımızı görmekteyiz. Bu yetersizliklerimizi, ülkemizin GSMH büyüklüğü, PISA ve yetişkin yetkinlikleri ölçümü, küresel rekabet ve inovasyon, demokrasi ve hukukun üstünlüğü ile yolsuzluk algısı gibi endekslere baktığımızda rahatlıkla görebilmekteyiz.¹
Bu verileri şöyle özetleyebiliriz.

1. GSMH Büyüklüğü

Ülkemiz cari fiyatlarla GSMH büyüklüğü açısında dünya ölçeğinde 1980’de 22.,1990’da 20., 2000’de 17. ve 2018’de 18. sırada yer alırken 2019’da da krizin etkisiyle muhtemelen 19. sırada olacağımız tahmin edilmektedir. Bununla birlikte kişi başına düşen gelirimizi ise yaklaşık 3 bin dolarlardan 9 dokuz bin dolara çıkmış; fakat 18 yıl önce ülkemizle aynı gelire sahip olan rakip ülkeler kişi başına gelirini 20 bin dolara çıktığı, ülkemizin ise adeta bir orta gelir tuzağına sıkışıp kaldığı görülmektedir.²

2. PISA (Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı) Verileri

PISA, OECD (Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü) tarafından üçer yıllık dönemler hâlinde, 15 yaş grubundaki öğrencilerin matematik, fen bilimleri ve okuma alanında kazanmış oldukları bilgi, beceri ve tutumları değerlendiren bir araştırmadır. PISA 2018 verilerine baktığımızda okullaşma oranı, araç-gereç, aktarılan kaynak ve eğitim/öğretim ortamı açısından (nicel olarak) kısmi bir başarı sağlanmasına rağmen nitel olarak hiçbir başarı sağlanamadığı görülmektedir. Hatta 2003 yılında öğrencilerimizin ulaşması hedeflenen 5. ve 6. (üst) düzey oranı ortalaması % 5 iken, bu oran 2018’de % 3,5’e düşmüştür. Bu oranın OECD ülkeleri ortalaması % 8,7 iken; ülkemizin rakipleri konumundaki Çin³ , Estonya, Kanada, Güney Kore, Finlandiya, İrlanda ve Yeni Zelanda gibi ülkelerde % 20’nin üzerinde olduğu görülmektedir.

En alt iki düzeyde yer alanların oranı ise ülkemizde neredeyse sınava katılan öğrencilerin üçte birine denk gelirken; OECD ülkeleri ortalaması % 21, üst basamaklarda yer alan ülkelerde ise % 10’un altında olduğu görülmektedir.₄ Ülkemizdeki 15 yaş grubundaki öğrencilerin üçte birinin okuduğunu anlayamadığı ve yorumlayamadığı anlamına gelmektedir.

OECD tarafından yapılan yetişkin becerileri araştırmasına baktığımızda insan kaynağımızın yetkinliğinin PISA verilerinden daha kötü durumda olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

3. İnsani Gelişme Endeksi

Birleşmiş Milletler tarafından İnsani Gelişme Endeksi, ülkelerde yaşayan insanların; (1) uzun, sağlıklı ve yaratıcı bir hayat yaşama, (2) bilgi ve eğitim alabilme imkânına sahip olma ve (3) insana yaraşır bir hayat için gerekli kaynaklara ulaşabilme gibi üç temel unsurun ölçülmesiyle elde edilmektedir.

Ülkemiz, insani gelişme endeksi sıralamasından 2002 yılında 0,742 ile 85. iken 2018’de 0,806 puan ile 189 ülke arasında 59. sırada yer almıştır. Basında 59. sıra büyük bir başarı olarak gösterilmektedir. Oysa 1990 yılından beri gelişmenin ayrıntılarına baktığımızda 1990 – 2002 yılları arasında endeks, 13 yılda (0,579 – 0,742) 0,163 puanlık artış olurken 2002-2018 yılları arasında 16 yılda (0806 – 0,742) 0,064 bir artış sağlandığı görülmektedir. Yıllık artış oranı olarak ise 1990 -2002 yılları arasında her yıl % 2,17 artış olurken 2002-2018 arasında ise yıllık olarak % 054’lük bir artış sağlanabilmiştir.

Ayrıca üreme sağlığı, kadının güçlendirilmesi ve ekonomik faaliyetler alanlarında cinsiyete dayalı eşitsizliklere ilişkin bulguların yer aldığı Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği Endeksi’nde de ülkemizin 2018’de 0,305’lik değerle 162 ülke arasında 66. sırada yer almıştır.

4. Küresel Rekabetçilik Endeksi 4,0

Bu endeksin amacı, 4. Sanayi Devrimi’nin etkileştirici çevre, insan sermayesi, piyasalar ve inovasyon ekosistemleri gibi 4 temel başlıkları altında 12 bileşen puanlanarak ülkeler sıralanmıştır.₅

Dünya sıralamasında ülkemiz aldığı puanlarla;

  • Etkileştirici çevre; kurumsal yapılanmada 71., alt yapıda 50., bilgi ve iletişim teknolojileri kullanımında 71. ve makroekonomik ortamda 116.,
  • İnsan kaynakları; sağlıkta 48. ve beceri/yetkinliklerde 77.,
  • Mali piyasalar; mali sistemde 65., mal piyasasında 76. ve işgücü piyasasında 111. ve pazar büyüklüğünde 13.,
  • İnovasyon ve ekosistemler; iş dünyası dinamizminde 76. ve inovasyon kabiliyetinde 47.,

sırada yer almıştır.

Bu veriler ışında ülkemiz, ABD, Singapur (Cin), Almanya, İsviçre, Japonya, Hollanda ve Hong Kong SAR (Cin) gibi ülkeler ve özerk bölgelerin ilk sıraları paylaştığı 140 ülke arasında 2013’de 43. iken beş yıl sonra 2018’de 61. sıraya düşmüştür.

5. Demokrasi Endeksi

The Economist tarafından ülkelerin seçim süreci ve çoğulculuk, hükümetin işleyişi, siyasal katılım ve kültür, sivil özgürlükler puanlanmaktadır. Bu puanlamayla ülkeler, tam demokrasi, kusurlu demokrasi, hibrit demokrasi ve otoriter olmak üzere dört gruba ayrılmaktadır. Ülkemiz 2006 yılında 88. sırada yer alırken 2018’de 110. sırada hibrit demokrasi grubunda yer almıştır. Bu çalışmada, geçmiş yıllara göre ülkemizin puanının düşmesinin nedeni olarak uzmanlar tarafından Cumhurbaşkanlığı Sistemi’ne geçmesi ile yürütüme organına çok büyük yetkiler verilmesi, TBMM’nin gücünün azaltılması, seçimlerin OHAL altında ve eşit bir ortamda yapılmaması, ifade özgürlüğünün engellenmesi, vb. kısıtlamalar olduğu ileri sürülmüştür.

6. Hukukun Üstünlüğü Endeksi

Hukukun üstünlüğü endeksiyle ülkelerin kamu gücünü kullanma, yolsuzluğun yokluğu, açık devlet (saydamlık), temel haklara saygı, düzen ve güvenlik (kişi ve mülk hakkı), düzenleyici uygulamaların adil ve etkili olması, sivil adalet ve ceza adaleti puanlanmaktadır.

Ülkemiz 2017-2018 yıllarında toplam 113 ülke arasında, kamu gücünü kullanmada 111., yolsuzluğun yokluğunda 54., açık devlette 93., temel haklara saygıda 107., düzen ve güvenlikte 106., düzenleyici uygulamalarda 84., sivil adalette 94. ve ceza adaletinde ise 74. sırada yer almıştır. Türkiye toplamda da 101. sırada yer almıştır.

Yukarıda verilen 6 veriye baktığımızda ülkemizin sermaye, bilgi ve insan kaynakları açısında bir çekim gücü oluşturarak dünyanın yaratıcı ve üreteci ilk on ülkesi arasına girmesi imkansız olarak görülmektedir. Oysa Ak Parti iktidarının ortaya koymuş olduğu 2023 Vizyonu ile dünyanın 10 büyük ekonomisi arasına girme stratejisi kamuoyu tarafından çok beğenilmiş ve alkışlanmıştı.

Ancak bu vizyon;

  • AB standartlarında demokrasi ve hukuk devleti ilkeleri ile ülkemizde yatırım yapacak yabancı sermaye için risk ve belirsizliği ortadan kaldıracak ticaret, patent ve yatırım alanlarında gerekli hukuksal ve vergisel altyapı ve ortamın hazırlanamaması,
  • İnsan kaynağımızın bilgi, beceri ve tutumunun geliştirilememesi,
  • Teknoloji alt yapı yatırımları, finans merkezi ile katma diğeri yüksek ileri teknoloji ürünleri üreten tekno-parkların kurulamaması,

vb. uzun vadeli stratejilerle altı doldurulamadığı için başarılamamıştır.

Demokrasi ve Hukukun Üstünlüğü endeksleri eleştirilerinde yer alan altyapısı ve anayasası önceden iyi kurgulanmamış, yasama, yürütme ve yargının görev ve sorumlulukları ile özgürlük sınırları belli olmayan, bütün yetkilerin tek elde toplandığı bir başkanlık sistemine geçilmesi” eleştirileriyle birlikte dış dünyada “Türkiye totaliterleşiyor” ağlısının oluşmasına, dolayısıyla uzun vadeli sermaye ve teknoloji yatırımların azalmasına neden olmuştur. Özelikle son on yılda uygulamaya konulan stratejilerle, iç ve dış borcumuzu arttırmış, bırakın katma değeri yüksek teknoloji üretimi ve ihracatını, gıda ürünlerini bile dışarıdan ithal eden ve sıcak paraya muhtaç olan bir ülke haline gelmiş bulunmaktayız.₆ Ayrıca, Başkanlık Sistemi’ne geçilmesi ile birlikte hem iktidar olma çıtasının % 51’e yükseltilmesi hem de sürekli kazanma düşüncesi yatırımlar kısa vadeli inşaat, yol ve tüketim ile batık kredilerin kurtarılması, vb. gibi popülist alanlara kaymış; bu nedenle de bütçe disiplini bozulmuştur.

Ülkemizin dijital çağda başarılı olabilmesi için öncelikli olarak şu temel iki sorununun çözmesi gerekmektedir:

  • Birincisi, ülkemize sermaye transferi ile birlikte beyin göçü tersine çevirerek uluslararası alanda bir üretim ve teknoloji üssü olabilmesi ancak evrensel standartlarda hukuk devleti, kuvvetler ayrılığı, katılımcı yönetim, bireyin hak ve özgürlüğü ve liberal piyasa, vb. gibi demokratik değerlerin anayasayla teminat altına alınmış bir parlamenter sisteme dönüşle mümkün olacaktır. Şüphesiz Cumhurbaşkanı Sn. Erdoğan, Başkanlık Sistemi ile devam etmek isteyecektir. O zaman iktidar, bireyin hak ve özgürlüğünü, yasama, yürütme ve yargı bağımsızlığını denetim altına alan, devleti ele geçirenlerin özgürce kullanmalarını engelleyen ve kamu yararı gözeten, aynı zamanda da kamu yararından neyin kastedildiğini açıkça ortaya koyan yeni bir başkanlık veya yarı başkanlık sistemini içeren bir anayasa taslağı ortaya koymalıdırlar. Eğer kısa sürede iyi bir anayasa taslağı hazırlayarak uygulamaya koyamazsak önümüzdeki dönemde içeride ve dışarıda ortaya çıkacak ekonomik ve siyasi zorluklara bir de zaten var olan rejim ve anayasa tartışmalarının alevlenmesi ülkemize olan güvensizliği körükleyerek yaşamakta olduğumuz krizi daha da derinleştirecektir. Ayrıca, anayasa ile birlikte başta bakanlıklar olmak üzere tüm kamu kurum ve kuruluşlarının örgütsel ve yönetsel yapıları vatandaşı merkeze alarak şeffaflık ve hesap verilebilirlik, kurumsal öğrenme, sürekli değişim ve dönüşüme inanma, esnek ve yaratıcı olma, kalite ve verimlilik, kariyer planlama, vb. ilkeleri ile kendi kültür ve değerlerimiz göz önünde bulundurularak yeniden tasarlanmalıdır. Böylece ülkemizde hem kıt olan kamu kaynakları israf edilmemiş ve bütçe disiplini sağlanmış olacak hem de çatışmacı ve ayrımcı bir kültür anlayışından uzlaşmacı ve paylaşmacı bir toplumsal yapıya geçmiş olacağız.
  • İkincisi ise, ülkemizin kalkınması için sermayenin gelmesi yetmez, bunları organize edecek, işleyecek, yaratıcılığını kullanarak yeni teknolojik mal/hizmetlere dönüştürecek ve hayata geçirecek yetişmiş insan kaynağı da ihtiyacımız bulunmaktadır. Ülkemizin bu sorununu çözmesi ve tüketim toplumunda üretim toplumuna geçerek yüksek katma değeri olan mal/hizmet üretebilmesi için başta MEB olmak üzere, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler, Gençlik ve Spor, Kültür ve Turizm, Sanayi ve Teknoloji ile Tarım ve Orman, vb. bakanlıkları ortak bir çalışma yaparak yeni yüzyılımızın gerektirdiği şekilde insan kaynağımızın bilgi, beceri ve tutumunu geliştirmek amacıyla yeni stratejiler hazırlamalı ve uygulamalıdırlar.

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz: Cumhurbaşkanı Sn. Erdoğan, TBMM’nde grubu bulunan tüm partiler ve liderlerinin katılımıyla (a) ilk olarak toplumumuzun kabulleneceği ortak yeni bir Türkiye Cumhuriyeti vizyon ortaya koyması, (b) daha sonra ise yeni vizyon doğrultusunda yeni bir anayasa ortaya konularak başta bakanlıklar olmak üzere tüm kamu kurum ve kuruluşlarımızın yeniden yapılanması sürecini başlatmalıdır.

Çünkü yalnızca birkaç kamu kurumu ve/veya özel işletmenin kaliteli ve katma değeri yüksek ürün ve hizmet üretmesi konusunda başarılı olması, ülkemizi dünyanın ekonomik ve politik arenasında arzu edilen konuma getirmek için yeterli değildir. Bu, kamu sektörünün öncülüğünde mikro ölçekte yönetici – çalışan, makro ölçekte ise devlet – toplum – vatandaş arasındaki ilişkilerde denge ve uyum sağlanarak toplumsal bir değişim ve dönüşüm stratejileri uygulanmasıyla başarıla bilinir. Başarının sırrı, bu isteğinin kurum ve bireylere aşılanması ve koşullara göre kendisini yenileyebilen ve iyi denetlenen esnek bir sistem oluşturulmasında yatmaktadır. Bireyler, kurumlar ve toplumlar için başarı süreklilik ister; tıpkı bisikletteki gibi düşmemek ve durmamak için devamlı hedefe pedal çevirmek gerekmektedir.


Dipnot

¹Birçok insan bir ülkenin ekonomik olarak gelişmesi için GSMH büyüklük, insan kaynakları, pazar durumu, küresel rekabet ve inovasyon, vb. gibi etkenlerin gerekli olduğu ancak -özellikle Çin’i örnek göstererek- demokrasi, hukukun üstünlüğü ve yolsuzluk algısı ile ilişkisinin olmadığını düşünebilir. Oysa bizim gibi insan kaynağı, sermaye ve teknoloji açısından yetersiz olan ülkelerin eksikliklerini kapatabilmesinin en önemli koşulu demokrasi ve hukukun üstünlüğüdür. Ayrıca yaratıcı bireylerin ancak özgür ortam ve ülkelerde çalışarak hem bilimsel çalışmalar yapabileceği hem de katma değeri yüksek ürün ve hizmetler üretebileceği unutulmamalıdır.

²Ekonomi ile ilgili olarak bu bloğun Ekonomi Bölümü’nde ayrıntılı bilgiler verilecektir.

³Çin’in, PİSA 2018 verileri olarak Singapur, Macao, Hong Kong ve BSJG özerk bölgelerinin ortalaması alınmıştır.

⁴Eğitim ile ilgili olarak bu boğun Eğitim Bölümü’ne hem örgün eğitim çağındaki öğrencilerimizin hem de yetişkinlerimizin rakip ülkelerle karşılaştırmalı olarak bilgi, beceri ve tutumları hakkında bilgiler sunulacaktır.

⁵Bu rapor oluşturulurken, 2018 yılı itibariyle kişi başına düşen milli geliri 10.512.-USD, GSYH’nın dünya toplamının % 1.7’si, son on yılda yıllık GSYIH büyüme oranının % 4.8, işsizlik oranının % 11.3 ve 5 yıllık dış yatırımlarının GSYH’ya oranının % 1,5 olduğu gibi göstergeler göz önünde bulundurulmuştur. Bakınız: Berfu TAŞDELEN, Küresel Rekabet Nedir? Yatırımkredi Finansman Ocak 2019. Ömer Faruk ALTUNÇ, Orta gelir tuzağından çıkış stratejisi olarak uluslararası rekabet gücü üzerine bir inceleme, Akademik Sosyal Araştırmalar Dergisi, Yıl: 6, Sayı: 83, Aralık 2018, s. 64-79

⁶Bu görüş, daha sonra değinilecek olan ekonomi, eğitim ve teknoloji, kamu kurum ve kuruluşlarının yeniden yapılanması, vb. stratejiler bölümünde ayrıntılı olarak verilecektir.

1 Yorumlar On Bilgi, Ağ Toplumu ve Türkiye

  • Durmuş bey selam.İlave bilgilerimi paylaşayım.
    İnsanlığın kadim sorunları.
    1.Bilgisizlik-cehalet.
    2.Rasyonel düşünememe.
    3.Erdemsizlik.
    4.İnsanlar arasındaki eşitsizlik.
    5.İnsanın yaradılıştan eksik-arızalı yaradılışı.
    6.Algı eksikliği.

    İnsanlığın kadim sorunlarına ilaveten ülkemizin de kendine özel sorunları bulunuyor önce insanlığın kadim sorunları ve ülkemiz sorunlarını çözmek gerekir diye düşünüyorum..
    1.Türk kimliği konusunda açıklık. Orta Asya-Akdeniz-Osmanlı-Cumhuriyet..???
    2.Bilimsel gelişmede geri kalmışlık.Avrupa nın bilimsel gelişimi,sanayi devrimi gerisinde kalmak.yeni bir vizyon…??
    3.Felsefe tarihimize ait bir gelenek olmaması.Farabi-ibni sina ile başlayıp Gazali ile kesilen ve Tanzimat ile tekrar başlayan dönem.Arası kopuk.Önce düşünce de yenilik ve sonrada teknolojik gelişim mi olmalı ??
    Sorun kapsamlı ve tartışmalı bendeki kısıtlı bilgiye dayalı ,bilgi kırıntıları acaba bunları doğru mu ?yazdım bilmiyorum.. bunlar evrensel ve ülkesel sorunlar daha çok okumam-düşünmem gerekir,ama genede yazayım dedim.
    Tekrar eline sağlık. kitabını da beklerim.Başarılar..

Yorum Yap ahmet öcal Yorum İptal

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Site Altbilgisi

Sliding Sidebar

Arşivler

Kategoriler